Asr

İdraki idrakten acizlik idraktir.

O zaman, bilgi nedir? diye sorulursa şöyle cevap ver.: Bilgi, algılanan şeyin kendiliğinde bulunduğu hale göre algılanmasıdır. Bu tanım, o şeyin algılanması imkansız değilse böyledir. Algılanması imkansız olanı bilmek ise onu idrak edememeyi bilmek demektir. Nitekim Hz. Ebu Bekir, idraki idrakten acizlik idraktir, demiştir. Böylece Hz. Ebu Bekir Allah’ı bilmeyi, O’nun idrak edilemeyişi yapmıştır. Bunu bilmelisin.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c1s252

Ehl-i Beyt sevgisinden sapmak

Bu durumun en çok görüldüğü kimseler Şia, özellikle de İmamiyye mezhebidir. Cin şeytanları, ilk önce onlara Ehl-i Beyt’i sevmek ve bütün sevgiyi onlara tahsis etmek için gelir (içlerine girer). Onlar, bunu Allah’a en yüce yakınlık sayar. Onlar, Ehl-i Beyt sevgisinden iki yola sapmıştır: Bir grup sahabeye nefret duymuş ve Ehl-i Beyt’i öne geçirmedikleri için onlara sövme aşırılığına varmış, Ehl-i Beyt’in bu dünyevi görevlere daha layık olduklarını zannetmişlerdir. Başka bir grup ise, sahabeye sövgü saygısızlığına Ehl-i Beyt’in mertebelerini ve insanlara halife olmadaki öncülüklerini nassa bağlamadıkları için Allah’ın peygamberine, Cebrail’e ve Allah’a saygısızlığı da eklemiştir. Nitekim içlerinden biri şöyle iddia etmiştir: “Emin’i gönderen emin değildi.” Bütün bu sapmalar, sahih bir ilkeden kaynaklanmıştır ki, o da Ehl-i Beyt’i sevmektir. Bu sevgi, onların düşüncelerinde bir bozukluk meydana getirmiş, böylece sapmış ve saptırmışlardır. Dindeki taşkınlığın onları neye sevk ettiğine bakınız! Onları sınırdan çıkarmış ve işleri zıddına dönmüştür.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c2s355-356

Hulefa-i Raşidin

Birinin geride kalıp ötekinin öne geçmesinin hükmü zamana aittir. Buna misal olarak Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in, sonra Hz. Osman’ın, sonra Hz. Ali’nin -Allah hepsinden razı olsun- halife olmalarını verebiliriz. Her birisi öncelik sahibi olduğu gibi halifeliğe de ehildirler. Birinin önce gelip diğerinin sonra gelmesinde halifeliğin şartı olan herhangi bir üstünlük etkili olmamış, burada söz konusu olan tek amil zamandır. Allah’ın bilgisinde Hz. Ebu Bekir’in Hz. Ömer’den önce, Hz. Ömer’in Hz. Osman’dan önce, Hz. Osman’ın Hz. Ali’den önce vefat edeceği sabittir. Hepsinin Allah katında bir değeri ve hürmeti vardı ve bu nedenle Allah hepsini fiilen gerçekleştiği üzere halife kılmış, eceli daha önce gelenleri daha öne almıştır.

Benim görüşüme göre, önce halife olan kişi, diğerlerinden üstün olduğu için halife olmamıştır. En iyisini Allah bilir de, önceliğin ecellerle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü iki halifeye biat edilmiş olsaydı, bu konudaki nas nedeniyle, öteki öldürülecekti. İnsanlar Hz. Ebu Bekir’e biat etmeden diğer üçünden birine biat etmiş olup Allah’ın bilgisinde Hz. Ebu Bekir’in halife olacağı takdir edilmiş olsaydı, halife olmazdı. Üçten biri görevinden alınıp Hz. Ebu Bekir yerine getirilseydi, azledilene saygısızlık olur, görevinden almaya çalışan kişi hak ettiği bir işi ondan zorla almış sayılır, hevaya uymak, zulüm işlemek ve halifeye karşı haddi aşmak suçlarını işlerdi. Buna mukabil görevinden alınmasaydı, Hz. Ebu Bekir halife olmaksızın onun halife olduğu dönemlerde vefat etmiş olacaktı. Halbuki Allah’ın bilgisinde böyle takdir edildiği için Hz. Ebu Bekir’in halife olması gerekecekti. Bu nedenle eceli önce geldiği için diğer arkadaşlarından önce halife olması zorunlu olmuştur. Aynı şey Ömer İbnu’l-Hattab, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hasan için geçerlidir.

Önce halife olanlar bu göreve diğerlerinden daha layık olmadığı gibi geride kalan da ehil olmadığı için geri kalmış değildir. İnsanlar bunu anlamamıştır. Allah halifelerinin ecellerini izhar edip halifelikteki sürelerini gösterdikten sonra, bizce, önceliğin ecellere bağlı olduğu belli olmuştur. Ya da bu hususta bizim bilmediğimiz Allah katında başka bir neden vardır. Allah onların hepsi için halifelik mertebesini muhafaza etmiştir. Geride kalmak ve önce gelmenin hükmü budur.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c17s129

Yorum yapın