Berzah, vasat, tasvir, örtü

berzah

İki durumu ayıran ve hiçbir zaman uç olmayan bir şeydir.
Örnek olarak, gölge ve güneşi ayıran çizgiyi verebiliriz.
Başka bir örnek olarak şu ayeti zikredebiliriz:
“İki deniz birbirine akmıştır.
Aralarında bir berzah vardır, kavuşmazlar.” er-Rahman 55/19-20 ‘Kavuşmazlar’, biri diğerine katışmaz demektir.
Duyu onları ayırt etmeyi başaramasa bile,
akıl o ikisinin arasında onları ayıran bir engelleyici bulunduğuna hükmeder.
İşte bu akledilir engelleyici şey, berzahtır.
Duyuyla algılanırsa, o zaman söz konusu olan berzah değil, başka bir şeydir.
Birbirine komşu olan
ve (birleşmemek için) berzaha muhtaç olan her iki şeyi var saydığımızda,
berzah onlardan hiç birisi değildir.
Ancak her birinin gücü berzah’ta bulunur.
Berzah bilinen-bilinmeyen,
var olan-olmayan,
olumlanan-olumsuzlanan,
akledilir olan-olmayan şeyler arasında ayırıcı bir durum olduğu için,
berzah diye isimlendirildi.
Berzah, kendiliğinde akledilir ve hayalden başka bir şey değildir.
Çünkü onu algıladığında –şayet akıllı isen-
var olan bir şeyi algıladığını bilirsin.
Gözün onun üzerine düşer ve kesin bir kanıtla şunu anlarsın:
Kendi başına ve asıl itibariyle, orada bir şey vardır.
Binaenaleyh berzah,
kendisi adına bir varlık şeyliği kabul edip kendisini var sayarken
aynı şeyliği ondan düştüğün bir şey değildir.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c2s419-420

vasat

Zahirden batının ayrışmasını ve farklılaşmasını sağlayan şeydir.
Vasat, (ikisi arasında) berzahtır.
Bir yönü batına bakarken diğer yönü zahire bakar ve hatta –bölünmez olduğu için- onun aynıdır.
Vasat insan-ı kamildir.
Allah onu Hak ile halk (alem) arasında bir berzah olarak yerleştirmiştir.
İlahi isimler ile zuhur eder, Hak olur, imkanın hakikatiyle zuhur eder ve halk (alem) olur.
Allah, onu üç mertebeye sahip olarak yarattı:
akıl, duyu –bu ikisi iki uçtur- ve hayal.
Bu ise mana ve duyu arasında vasıta olan berzahtır.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c8s366

tasvir

Bu insanlar ikinci isevilerdir.
Onların esasları (misal) yolundan soyutlamanın tevhididir.
Çünkü Hz. İsa bir erkek insandan meydana gelmemiş ruhun beşer suretinde görünmesinden meydana gelmiştir.
Bu nedenle Meryem oğlu İsa ümmetinde diğer ümmetlerden farklı olarak sureti benimsemek bulunmuştur.
Onlar kiliselerinde müsül (ikonlar) suretlendirmiş onlara yönelerek ibadet etmişlerdir.
Çünkü peygamberlerinin aslı bir ‘suretlenme’ idi.
Böylece bu hakikat günümüze değin ümmetine nüfüz etmiştir.
Muhammedi şeriat geldiğinde ise suretleri yasaklamıştır.
Hz. Peygamber Hz. İsa’nın hakikatini içerdiği gibi şeriati da onun şeriatini barındırıyordu.
Bu nedenle bize ’Allah’ı görürcesine ibadet etmeyi’ emredip Allah’ı bizim için hayale sokmuştur.
İşte tasvirin anlamı budur.
Şu var ki Muhammedi şeriat bu ümmete Allah’ı algılanabilir bir suretle tasvir etmeyi yasaklamıştır.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c2s188

örtü

Örtüneni sadece örtünün batını bilebilir ki, o da cem’ halinde gerçekleşir.
Böylece örtü örtülenin suretine dönüşür.
Binaenaleyh birdir desen doğru söylemiş olursun;
iki zat dersen hem görerek ve hem de keşif itibariyle, yine doğru söylemiş olursun.

Şu dizeleri söyleyen şairin hakkı var:

Cam incelmiş, şarap incelmiş
Bir bir şeklini almışlar, iş karışmış;
Sanki cam şaraptır, kadeh değil
Sanki şarap kadehtir, şarap değil

Örtünün zahiri ise neyi örttüğünü asla bilemez, sadece kendi zatının batınını bilebilir.
Zatının batını, onun perdesidir.
Aynı şekilde, Hakkı (bilen değil) ancak bilgi bilebilir.
Nitekim O’na gerçek anlamda hamd edecek olan da (hamd sahibi değil) hamddir.
Sen ise O’nu ancak bilgi vasıtasıyla bilirsin.
Bilgi senin perdendir.
Sen sadece bilgiyi bildin.
Bilineni bilen sadece bilgidir.
Hakikatleri ne işaret ne de ibare taşımaya güç yetirebilir.
Fakat keşif, pek çok ince perde ardında onu izleyebilir.

el-Fütuhatü’l-Mekkiyye c1s173

Yorum yapın