Gözden Sıyrılma Hayret-i

  1. Aynada aynaya yansıyandan başkası yok.
  2. Arif, kendisini ayna olmaksızın kendisi nedeniyle bilen kimsedir.
  3. Bir şeyin kendisini kendisi vasıtasıyla görmesi, ayna gibi başka bir şeyde görmesine benzemez.
  4. Hakkın zatı kulun zatı değildir.
    O, sadece suretin tecelli etmesi için benzerin hakikatidir.
  5. Binaenaleyh kulun yapabileceği nihai şey, aynada gördüğü kendi nefsini övmektir.
    Çünkü yaratılmışın kadimi taşıması mümkün değildir.
    Böylelikle Hak, benzeri ilahi surete göre var etmiş ve belirleyen ayna haline gelmiştir.
    Benzerin sureti zat aynasına yansıdığında, zatı görmüş, hapşırıp kendisinin farkına vardığında, ona şöyle demiş:
    ‘Gördüğüne hamd et!’
  6. Aynanın sureti, ayna özel bir şekle ve belirli bir cisimsel büyüklüğe sahip olduğunda ara bölgenin verdiği en doğru şeydir.
  7. Nitekim bir ayna, kendisine bakan kişinin suretini kabul eder.
    Aynadan başka, cilasız ve duru olmayan cisimler o sureti kabul etmez.
  8. Hayalin etkisi, surette yer değiştirmektir.
    Çünkü hayal, duyulur bir şey değildir ki kontrol (zabt) edilebilsin.
    Hayal, sadece duyulur surete benzeyen hayali suretteki bir anlamdır.
  9. Hayal ilmi, suretlerin bilinmesidir.
    Bu ilimde, ayna gibi parlak cisimlerde görülen suretler bilinir.
    İlahi isimleri ve tecelliyi bilmekten özge bu esastan daha yetkin bir ilim yoktur.
    Çünkü hayali bilmek, tecelliye ulaşma vasıtasıdır.
    Duyular ona yükselir, manalar ona iner.
    O ise, hiçbir zaman yerinden oynamaz.
    Her şeyin meyveleri ona döner.
    Hayal, anlam üzerinde kendini taşıyan iksirin sahibidir.
    Böylelikle onu dilediği herhangi bir surette bedenlendirir.
    Onun tasarruf ve hükmü gecikmez.
  10. Karşıt her iki şey arasında onların birbirlerine kavuşmasını, yani farklılaşmalarını sağlayarak birinin ötekinin niteliğiyle nitelenmesini engelleyen bir engel bulunmalıdır.
  11. Mümkün varlık ile yokluk arasında bulunan berzah, sabitliğin mümküne nispetinin nedenidir.
    Bununla birlikte yokluk da kendisine nispet edilir.
    Yokluk, özü gereği iki durum nedeniyle onun karşılığındadır.
    Şöyle ki: Mutlak yokluk mutlak varlığın karşısında bir aynadır.
    Varlık aynada kendi suretini görür.
    Bu durumda o suret, mümkünün kendisidir.
    Bu nedenle mümkünün sabit aynı ve yokluk halinde şeyliği vardır ve mutlak varlığın suretine göre ortaya çıkmıştır.
  12. Suret, ne görenin aynıdır ne ondan başkadır!
    Fakat kendisinde ve kendisiyle görülen yer ile o yere bakan ve ona yansıyan şey sayesinde aynadaki suret ortaya çıkar.
    Öyleyse ayna zatı bakımından ayna iken bakan da kendisi bakımından bakandır.
    Aynada gözüken suret ise, kendisinde ortaya çıkan şeyin değişmesiyle değişir.
    Söz gelişi ayna boydan alınırsa, ondaki suret boyuna göre gözükür.
    Aynaya bakan kimse, bir yönden aynadaki suretin aynıyken bir yandan ondan başkadır.
    Aynanın özü gereği kendisindeki surete böyle bir etki yaptığını ve (fakat) aynaya bakanın bir açıdan ondaki suretten farklı olduğunu gördüğümüzde, aynanın bakana gerçekte bir etki etmediğini gördük.
    Aynaya bakan kişi, (bir açıdan) aynadan etkilenmemiş ve aynadaki suret aynanın kendisi veya bakanın kendisi değildir.
    Aynadaki suret sadece aynaya yansımaktan ortaya çıkmıştır.
    Buradan aynaya bakan ile ayna ve aynada gözüken suret arasındaki farkı öğrendik.
  13. Suret ile zuhur eden, (aynaya) bakan kimsenin -ki tecelli edilendir- bakış yerinde bulunur.
    Bu nedenle suret, zuhur yerine ve bakışa nispet edilir.
    Böylece zuhur eden suret, bakan kimse ile mahal (ayna) arasında bir berzahtır ve o ikisinden her birisinin kendisine etkisi vardır.

    İBN ARABİ

Related posts